Gönderen: Taner Akçam

Sevgili Ahmet ve Mehmet,

Hiç bir şeyden ürkmüyorum, yazacaklarımın sıradanlığından başka…

Ben içerdeyken hemen her gün Nâzım’dan dizeler okurdum. Size okumak serbest mi bilmiyorum!

1 Ekim 1945’de yazmıştı, kelimeleriyle oynadım: “Bizi esir ettiler/bizi hapse attılar/sizi duvarların içinde/bizi duvarların dışında./Ufak iş bizimkisi/asıl en kötüsü/bilerek, bilmeyerek/hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması.”

Belki içerde dışardaki birçok insandan daha özgür hissediyorsunuzdur kendinizi… bilemiyorum.

Nâzım’ın içerde yatan insana ““Dünyadan memleketinden insandan/umudun kesik değil diye/ipe çekilmeyip de/atılırsan içeriye…” diye başlayan tavsiyelerini bilir misiniz? Uzundur, tekrarlamanın sıradanlığı ürkütür beni. Ama İngilizcede dedikleri gibi, “I mean it”.

… her bir dizesini biteviye tekrar ederdim, beni en ürperteni şu dizeleridir;

“İçerde bir tarafınla yapyalnız kalabilirsin
kuyunun dibindeki taş gibi
fakat öbür tarafın
öylesine karışmalı ki dünyanın kalabalığına
sen ürpermelisin içerde
dışarda kırk günlük yerde yaprak kıpırdasa.”

Dudaklarınızda bir tebessüm, bir gülümseme… dışarda hapiste olan insanları en çok mutlu edecek şeylerin başında gelir.

Biliyorum yine beylik ve sıradan kaçacak ama olsun: “içlerinde hapisane taşıyanlar bizleri hapisaneye attıkça özgürleştiğimizi farketmeyecek kadar zavallıdırlar.”

Kendinize iyi bakın, ve gerisini gene Nâzım’dan okuyun. Bulamazsanız eğer, bir dahaki sefer gönderirim söz!

Taner