Gönderen: Taha Kantar

Sevgili Ahmet Altan,

Bugün 1 Eylül 2018, bütün gün eğlendiğim bir günün gecesinde hakkında atılan tweetleri, kendine demokrat diyen Sol faşistlerin kustukları yersiz, hadsiz ve gereksiz öfkeyi görünce düştün aklıma, umarım iyisindir. Gerçi özgürlüğünden -haksız yere- alıkoyulman dışında üzülecek bir şey yok bence, senin de dediğin gibi “Haklı olan hapiste bile olsa kazanır.”

Değerli Abim, abim diyorum çünkü demokrat olmayı, kim olursa olsun insanların acılarına üzülebilmeyi, başkaları hakkında asla kötülük düşünmemeyi sende gördüm. Sanırım bu özelliklerin üçünün de aynı anda bulunduğu iki-üç gazeteci ve yazardan birisin. Sorsan “diğerleri kim” diye kimseyi emin olarak örnek veremem. Keşke aramıza dönsen de nasıl dik durulur, dışarıda olduğunu düşünen diğerlerine göstersen. Hiçbirimiz aslında dışarda değiliz, sen o sonsuz düşünce dünyanda kâh Paris’te kâh ailenin yanında olabilirken, biz dışarda olduğumuzu sanmanın verdiği rahatlıkla düşünce dünyamızı unutuyoruz. Belli ki senin kadar özgür olamıyoruz, senin gibi zamanda yolculuk yapamıyoruz ve senin kadar dik duramıyoruz. O bilmem kaç metrekarelik alanda bile bize yol gösterişini asla unutmayacağım. Henüz çok gencim, senin adeta dünya haritasına çevirebildiğin o hücrenin metrekare sayısından birkaç sayı daha büyüğüm. Allah izin verirse ileride çocuklarıma mutlaka anlatacağım adamlardan biri olacaksın. Onlara dik durmayı öğretirken Sokrates ile beraber senin adını da anacağım. İyi ki varsın, bir an önce aramıza dönmen dileğiyle.

Bu mektup yayınlanabilir, Ahmet Altan’a da iletilmesini rica ediyorum.

Taha Kantar