Gönderen: Selver Erol

Sayın Ahmet Altan,

Ben size yazmayı tercih ettim, çünkü sizi daha çok romanlarınızdan bir yazar olarak tanıyorum. Elbette zaman zaman köşe yazılarınızı ve kimi değerlendirmelerinizi de okudum. Sayın Mehmet Altan’ın göreceli olarak daha az yazısını okudum ve kendisini birkaç kez televizyon tartılmalarında izledim.

Birkaç gün veya bir iki hafta önce yalnız bırakıldığınızı dillendiren bir ileti okudum ve üzüldüm gerçekten. Bu hisse kapılmakta haksız değilsiniz elbette. Toplumun farklı kesimlerinden, birbirine zıt hattâ neredeyse düşman gözüyle bakan kişi ve grupların -kemalist, erdoğanist veya solcu oldugunu sananlar gibi- size karşı hıncı ve öfkesi var.

Bunun nedenlerini sizler biliyorsunuz. Fakat ben kendi çevremde şu tartışmaları yaşadım ve yaşıyorum. Sanki bütün bu çevreler ve hepimiz AKP ve çevresine karşı müthiş bir mücadele verdik, yapılması gereken her şeyi yaptık da, bir tek Altan kardeşlerin desteği sayesinde AKP ülkeyi bu hâle getirdi. Böylesi iddiaları dillendiren çevrelerin ve kişilerin büyük çoğunluğu ömründe ne yazılarınızı ne de kitaplarınızı okumuştur. Bir iki televizyon programındaki tartışmayı izledilerse bile, anladıklarından kuşku duyuyorum. Çünkü bizim aydın olduğunu zannedenlerimiz bile, ne dediğinizi anlamak için değil, size veya görüşünü belirten kişiye nereden ve nasıl karşı saldırıya geçeceğini düşünerek dinliyor. Bir defa sizi kendi görüşü çerçevesinde bir yere yerleştirdikten sonra, söylediğinizin doğru veya yanlış olmasının ya da herhangi bir konuya farklı bir bakış açısı getirip getirmediğinin bir önemi kalmıyor. Bunun yanı sıra uygar bir tartışma kültürünün yerleşmediği toplumumuzda, geleneksel ezberin dışına çıkan her görüş ve düşünce bir tehlike, düzene, ülkeye, toplumsal “değerlere” bir saldırı olarak damgalanıyor, bu tür görüşleri geliştirme kapasitesi, cesareti ve bilgisi olanlar zamanın ruhuna uygun suçlamalarla lanetleniyor. Siz Türkiye’nin lanetlilerindensiniz artık.

Sizler yetiştiğiniz aile, çevre ve aldığınız eğitim ile toplumsal, siyasal konulara ve ideolojilere bir aydın penceresinden bakmayı, sorgulamayı ve tabulara karşı tutum almayı seçmiş donanımlı kişiler olarak, Türkiye’nin aydın ortalamasının oldukça üstünde bir yer edinmişsiniz.

Bu da bizim, kendi dar sınırlarını, geleneksel veya konjonktürel aydın kodlamalarını aşamayan, çağdaş dünyayla bütünleşemeyen ortalama aydın tipinin, siz ve sizin gibi göz hizasını yakalayamadığı kişilere karşı öfke ve kin duygularına kapılmasına neden oluyor. Sorgulamadan, araştırmadan, düşünmeden tek adama tapınan, lidere göre konum alan, birey olmayı becerecek donanımı ve kapasitesi olmayan kişilerin, kendi yetersizliklerinden kaynaklanan aşağılık komplekslerini size saldırarak tatmin etme girişiminin hedefisiniz, ne yazık ki. Size vurarak, kendilerini yücelttiklerini sanıyorlar. Oysa bu zavallılıklarının bir göstergesi.

Demokrasi kültürünün gelişmediği bir toplumda, bireylerin kendileriyle aynı görüşleri paylaşmayan kişileri demokrasi adına sahiplenmeleri beklenemez. Yaşadığımız süreç bu gerçeğin altını bize bir kez daha çiziyor.

Sizlerle kimi konularda belki aynı görüşleri paylaşmıyorum. Ama toplumsal yaşam tarzımızı sorgulayan, birçok konuda yeni boyutlar kazandıran kitaplarınızı, yazılarınızı severek okudum. Yetmişli yıllarda arayış içerisinde bir genç insan olarak babanız Sayın Çetin Altan’ın da bütün kitaplarını okudum, hattâ kaldığım yatılı okuldan kaçarak Bahariye Halk Eğitim Merkezinde Dilekçe adlı oyununu da seyrettim. Eleştirel bakış açısının, bazen küçük, önemsiz gibi görünen konuların, ayrıntıların toplamının hayatımız, gelişmemiz için ne kadar önemli olabileceğini onun yazılarında anladım.

Kısacası ailece birçok insanın gelişimine, düşünce dünyasına katkısı olan değerli insanlar olarak, tutuklanmanıza ve uğradığınız haksızlığa karşı çıkıyor sizlerle dayanışma içerisinde olduğumu belirtmek istiyorum.

Bu maili şu anda tatilde olduğum İspanya’nın Sevilla kentinde otel odasından yazıyorum. Önce döndüğümde yazmayı düşündüm. Fakat beklemek istemedim. İçimden bir duygu, Endülüs’ün bu tarihî güzel kentinden yazacağım mailin size ve diğer tüm tutsaklara buradan güzel esintiler eşliğinde bir nefes özgürlük, bir tutam umut, Flamenco gitarının hüzünlü, ama bir o kadar da mağrur ve coşkulu tınısını getireceğini, demir kapıları, beton duvarları delip geçeğini fısıldadı.

Kısa süre için serbest kaldığınızda, Adliye önünde sanıyorum, sizi karşılamaya gelenlerle kucaklaşma sahnenizi izledim. Bence sevdiklerine ve dostlarına böyle güzel sarılan bir insanı, esir aldığını zanneden kindar, sevgisiz yürekler yenilmeye mahkûmdur. Güçlü olan sizlersiniz.

Sizleri en güzel duygularla selamlıyorum.

Selver Erol