Gönderen: Selver Erol

Sayın Ahmet Altan,

Sayın Mehmet Altan,

Yeni yılınız kutlu olsun. Herkese ve hepimize iyilikler getirsin.

Öyle yılbaşı partileri meraklısı falan değilim, bu günü diğer günlerden pek farklı görmüyorum. Yine de hepimiz, her durumda, geleceğin daha güzel olacağı umudunu taşıyor ve yakınlarımıza ve dostlarımıza iyi dileklerde bulunarak bu umudumuzu diri tutmak istiyoruz. Hayallerimizi ve umutlarımızı heder etmeye çalışan, kötülük odaklarına karşı güzelliklere, adalete ve kardeşliğe olan inancımızı yitirmeden, yüreğimizde ve çevremizde iyiliği, sevgiyi, insana saygıyı yeşertmeye inatla devam edeceğiz. Bu, insanlığımıza ve kendimize olan saygımıza her durumda ve her koşul altında sahip çıkmanın tek yolu.

Türkiye binbir türlü kaygı ve sorunla 2018’e girmeye hazırlanıyor. İnsanın aklına kötülüğü durduramıyoruz, zamanı mı durdursak düşüncesi takılıyor. Gelen her yeni gün, gideni arattıracak gibi görünüyor.

Muhalefet kavramının ne olduğunu unutmuş olan muhalefet partileri, “vatan millet Sakarya” modunda; saray oyunlarına, devletin kalıcılığı, sürekliliği adına ortak olarak, göz yumarak boşluğa düşmüş durumdalar.

Bu kadar vizyonsuz, dünyanın, bölgenin ve kendi ülkesinin gerçeklerini ve dengelerini anlayacak birikim, strateji ve akıldan yoksun, çapsız sözüm ona kanaat önderleri ve onların ağzına bakan, kendini toplumun aydın kesimi zanneden bir toplulukla çözüm üretilebilir mi bilemiyorum.

Sabahattin Ali belgeselini izledim geçtiğimiz günlerde. Galiba bu filmi izledikten sonra biraz hafif bir terimle söylemek gerekirse, umutsuzluğa kapıldım. İlk hapis cezasını Atatürk’e hakaret ettiği için alıp mesleği öğretmenlikten atılmış. Bugün aynı gerekçelerle binlerce insana dava açılmış durumda. Çevir filmi geriye, aynı rezalet, aynı aymazlık, aynı zalimlik. Bir ülke tarihinden, hatalarından hiç mi bir şey öğrenmez.

Artık hapishanenin içi ve dışı arasında pek bir fark kalmadı. Yaşamak, yaşatmak yerine öldürmeye ve ölmeye programlanmış canilerin kol gezdiği, sayılarının günden güne arttığı, ölümü kutsayan vicdanını, insanlığını yitirmiş ilkel yaratıkların, zorbaların arasında yaşamak zorunda kalmak da bir ceza. Cinnet geçiren toplum, toplu halde harakiri moduna girmiş durumda. Vatanı böyle kurtaracaklarını sanarak elleriyle son vuruşa hazırlanıyorlar.

Dünyanın hali de pek farklı değil. Sınırların kalktığı, bilginin ve tekniğin insanlığın büyük kesimine ulaştığı daha güzel bir dünyaya doğru yol alabileceğimizi hayal ederken, ırkçılık, şovenizm her yerde kol geziyor.

Bu karamsarlığımı biraz olsun üzerimden atabilmek için, umut kaynağı olabilecek, şiirler ve yazılar okuyorum. Çetin Altan’ın son yazısını yine okudum. “Enseyi karartmayalım” diye tekrar edip duruyorum. Herhalde yeni yıla bu cümleyi tekrarlayarak gireceğim.

Nâzım, “mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele” diyordu. İçerde veya dışarda, her şeye rağmen kötülüklerin efendilerine teslim olmayacağız.

Güzel yıllar!

Selver Erol