Gönderen: Selver Erol

Yeni yılda yeniden merhaba!

Sayın Ahmet Altan,
Sayın Mehmet Altan,

Öncelikle yeni yılın sizlere olumlu yenilikler getirmesini ve göreceli de olsa özgürlüğünüze kavuşmanızı, hiç olmazsa Silivri hapishanesinden, büyük Türkiye hapishanesine çıkmanızı diliyorum.

Sayın Ahmet Altan, az evvel 2012’de yayınlanan “İnsanlık bayrağı altında toplanamıyoruz bir türlü” başlıklı yazınızı okudum. Yaklaşık beş yıl önce yazdığınız bu yazı, diğer birçok yazınız ve değerlendirmeleriniz gibi güncelliğini ve geçerliliğini koruyor, ne yazık ki. İnsanlık bayrağı altında toplanmak bir yana, insanlıktan tamamen istifa etme yolunda hızla ilerliyor Türkiye toplumu.

Yazınızda “belki de birbirimizden bu kadar nefret etmemizin nedeni, birbirimize bu kadar çok benzememiz” tespitini yapıyorsunuz. Evet, sanıyorum, işin özü tam da burada yatıyor. Hamaset, kan, üretilmiş bir tarih üzerine kurulmuş bir kimlik, hiç kendisiyle hesaplaşmayan, sorgulamayan, bütün çeşitliliğini ve farklılıklarını, yani bütün parçalarını yok sayan, yapay bir Millet kavramını takıntı hâline getirmiş bir zihniyet. Neresinden tutsan dökülüyor. Varlığını devam ettirmek adına, hak, adalet duygusunu yitirmiş, vicdanının bütün kapılarını kapatmış süratle zifiri karanlığa doğru ilerliyor.

Bu ülkenin sorunlarını aşamayışının altında yatan temel zihniyet, kuruluş zihniyetinde yatan bir millet yaratma ve bu kurgunun varlığını ne pahasına olursa olsun sürdürme zihniyeti, yok sayılan bütünün parcalarının da kendi varlıklarını kabul ettirme çabası sonuçta herkesi birlikte yok olmaya doğru götürüyor.

Sizin ezber bozan düşünceleriniz ve tutumumuz, bu yüzden kemikleşmiş düşünce yapısıyla sabitlenmiş hiçbir kesimin öncelikleriyle örtüşmüyor, hiçbirine uymuyor. Bütün bunların üzerine sıçramış, insani değerleri önceleyen ve esas alan duruşunuz tam da bu yüzden kimsenin hoşuna gitmiyor, bu toplumda.

Çevremde yürütülen tartışmalarda, tutsaklarla dayanışma konusunda ayrıştıran, kendi dünyasına uymayanları dayanışma girişimlerinin dışında bırakmaya çalışan “demokratlara” karşı, size yazmamın nedeni sizin bütün bu çekişmenin, körlüğün, benzeşmenin üzerinde bir duruş, tutum içinde oluşunuz.

Bu size yazdığım beşinci mektup. İkisi yayınlandı. Diğer ikisinin ulaşıp ulaşmadığı konusunda bir bilgim yok. Yazmamın nedeni yayınlanmasını beklemem değil. Bir çağrıya uyarak, bir defalık bir görevi yerine getirmek de değil. Dayanışma duygularının ve görevinin sürekliliğinin, dışardakilerin içerdekileri unutmadığının, yanında olduklarının altını çizmek sadece.

Bu nedenle zaman zaman yazmaya devam edeceğimi belirtmek istiyorum.

Selamlar,

Selver Erol