Gönderen: Selver Erol

Sayın Ahmet Altan,
Sayın Mehmet Altan,

Daha önce yazdığım mektuptaki hatamı düzelterek ikinizi de yürekten selamlıyorum. Hapisteki iki insana yazarken, kriter daha iyi tanıma ya da daha az tanıma olmamalıydı elbet. Ne kadar arınmaya çalışsak da, bizim toplumda tarafgirlik, tanıdığını önceleme içimize kazınmış adeta. Bu hatayı düzeltmek için tekrar yazıyorum.

Diğer yandan en temel insan hakları gasp edilmiş, tamamen hukuk dışı, keyfî isnadlarla zulme uğrayan, hapsedilmiş insanlara ne yazılır, ne yazılmaz bu da bir hassasiyet gerektiriyor, sanıyorum.

Hangi konunun, sizlerde nasıl hisler uyandıracağını, nelerden söz etmek, nelerden söz etmemek gerektiğini kestirmek biraz zor. Bir önceki mektupta size yazarken, Sevilla kentinden bir otel odasından size yazdığımı belirtmiştim. Sonra düşündüğümde, hapisteki iki insana ben dışardayım ve hattâ özgürce geziyorum dercesine bu yazılır mı diye kendimce şüpheye düştüm. Oysa niyetim, Endülüs’ten Yahya Kemal Bayatlı’nın “Endülüs’te Raks” şiiri tadında bir selam göndermekti. Kısacası burada da kendimi sorgulamak durumunda hissettim.

Neyi niçin yaptığını bilen, doğrularından taviz vermeyen insanların kendilerine konulan sınırlara, çevrelerine örülen duvarlara rağmen beyinlerinde, benliklerinde, duygularında en önemlisi hayallerinde özgür olduğunu düşünüyorum. Düşünceleri muktedirler için “tehlikeli” kılan bu yanı olsa gerek.

Sizler bedensel olarak o duvarlar içinde olsanız da, düşünceleriniz ve hayallerinizle, içinizde dışarda özgür olanlardan çok daha özgür bir dünya yarattığınıza inanıyorum.

Sizinle kalmayıp, daha çok can yakmak için, ne kadar güçlü ve her şeye muktedir olduklarını (özünde ne kadar güçsüz ve korku içinde olduklarını gösteriyor bütün bunlar) göstermek, zulmü daha da yoğun hissetmeniz için, ailenize yönelmeleri, hiçbir değere saygılarının kalmadığının, müthiş bir çırpınışla iktidarda kalmanın son sahnesini oynadıklarının bir göstergesi.

Diğer yandan, ne yazık ki Anadolu aydınının değişmez kaderi bu. Türkiye’de gerçek anlamda aydın olup da, hapishanelerde yatmamış, sürgünlerde süründürülmemiş olanı yok. Sizler bu kaderi ailece yaşıyorsunuz. Mücadeleci, aydın olmanın gereğini hakkıyla veren sizler, çok daha güçlü, çok daha kararlı bir tavırla haksızlıklara ve zulme karşı direnmenin onuruyla yaşayacaksınız. Korkak, çıkarcı, ucuz ve her dönemin kiralık kalemi olmayı beceren omurgasızlara, özgürlüklere ve insanlık onuruna vurulan darbelere sessiz kalanlara karşı başınız dik gönlünüz rahat olacak.

Kendi düşüncelerini paylaşmadığınız, kutsallarını kutsal bilmediğiniz ve eleştirdiğiniz için, sizlere yapılan hukuksuzluğa karşı koymayanların, aydınlığı ve demokratlığı sadece kendi mahallesi için olanların zavallılığına diyecek bir şey bulamıyorum.

Bu durumun uzun sürmeyeceğini sanmakla beraber, yerini neye bırakacağı konusunda çok iyimser değilim.

Yine sizlere ve sizlerin kişiliğinde, görüşleri ne olursa olsun, düşünceleri, yazıları, insanca, özgür, barış içinde, eşit ve kardeşçe bir yaşam için mücadelesi nedeniyle zulme uğrayan herkese selam olsun!

Birçok karanlık dönemi, şafağa dönmese de, alacakaranlığa çevirebilen bu topraklarda daha güzel günler umuduyla…

Bu ülkenin eksik olmayan zulmünden payını yaşamış Nâzım Hikmet’in dizeleriyle, selamlar, saygılar.

Selver Erol

 

Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler

Dünyadan, memleketinden, insandan
umudum kesik değil diye
İpe çekilmeyip de
Atılırsan içeriye,
Yatarsan on yıl, on beş yıl
Daha da yatacağından başka,
‘Sallansaydım ipin ucunda
Bir bayrak gibi keşke”
Demiyeceksin,
Yaşamakta ayak direyeceksin.
Belki bahtiyarlık değildir artık,
Boynunun borcudur fakat,
Düşmana inat
Bir gün fazla yaşamak.

İçerde bir tarafınla yapayalnız kalabilirsin,
Kuyunun dibindeki taş gibi.
Fakat öbür tarafın
Dünyanın kalabalığına
Öylesine karışmalı ki,
Sen ürpermelisin içerde,
Dışarda kırk günlük yerde yaprak kımıldasa.
İçerde mektup beklemek,
Yanık türküler söylemek bir de,
Bir de gözünü tavena dikip sabahlamak
Tatlıdır ama tehlikelidir.

Tıraştan tıraşa yüzüne bak,
Unut yaşını
Koru kendini bitten,
Bir de bahar akşamlarından;
Bir de ekmeği
Son lokmasına dek yemeği,
Bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman.
Bir de kimbilir,
Sevdiğin kadın sevmez olur,
Ufak bir iş deme,
Yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir,
İçerdeki adama.
İçerde gülü, bahçeyi düşünmek fena,
Dağları, deryaları düşünmek iyi.
Durup dinlenmeden yazmayı,
Bir de dokumacılığı tavsiye ederim sana,
Bir de ayna dökmeyi.
Yani içerde onyıl, on beş yıl,
Daha da fazla hatta
Geçirilmez değil,
Geçirilir,
Kararmasın yeter ki
Sol memenin altındaki cevahir!