Gönderen: Muzaffer Yılmaz

Sevgili Ahmet ve Mehmet Altan’a,

Mektupların gücünü ve etkisini uzakyol gemilerinde kaptanlık yaparken hissetmiştim en son. Doğrusu ondan önce tek tük yazmıştım ve gemilerden sonra da ilk defa yazıyorum.

Sevdiklerinden ayrılmak, uzak kalmak kadar insanı kahreden bir şey daha varmış onu anlamıştım gemilerde: Gündelik yaptığın ama hiç önem bile vermediğin bir sürü şeyden mahrum kalmak. Örneğin, o zamanlar Haliç’in pis kokusunu bile özlemiştim. Özlemek ne kelime. Sevgilime bile “Seni seviyorum” diyemeyen ben, yıllardır görüşmediğim abime doğum gününde ilan-ı aşk mektubu göndermiştim bir keresinde.

Gemide neler yaptığımı anlatmak için yazmaya başladığım bir mektup, sonunda sayfalar dolusu yapamadığım şeylerin listesine dönüşüyordu. “Martılara simit atamıyordum, otobüslerde itişemiyordum, annemi gıdıklayamıyordum, ağlayamıyordum vs.”

Sonra unutkanlıklar başladı. Gözümün önünden, sinemalarına, barlarına gittiğim semtler, arkadaşlarım, selam verdiğim esnaf silinmeye başladı yavaş yavaş. Boğazım nedensiz yere düğümleniyordu sık sık. İşte o anlarda mektup yazmanın ve tekrar tekrar okumanın gücünü hissettim ben.

Sevgili Ahmet Altan’ın Taraf’ta yazdığı yazıları iple çekerdim. Çekilmez hayatımıza umut ışığı olduğu yazıları. Şu sıralar açıp açıp tekrar okuyorum onları, tıpkı gemide mektuplarımı tekrar tekrar okuduğum gibi. Aklımızı ve hafızamızı koruyacak o kadar az güzel şey kaldı ki.

Sevgilerimle,

Muzaffer Yılmaz