Gönderen: Mehmet Tıraş

Mehmet Altan tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevinden avukatı Ergin Cinmen’le bana selam göndermiş; “söyle Mehmet Tıraş’a sağlığım da yerinde moralim de merak etmesin” demiş. Avukat Ergin Cinmen’e telefonda teşekkür ettim, “getiren götüren sağolsun” dedikten sonra… Sordum Mehmet Altan kimlerle ve kaç kişi kalıyorlar diye? Üç kişi kaldıklarını bildiğini ama kimlerle kaldığını bilmediğini hatta sormadığını da söyledikten sonra, “Ahmet Altan ile aynı koğuşta kalmak için talepte bulundu ama cezaevi yetkilileri kabul etmediler” dedi.

Mahpushanelerden gelen haberler, mektuplar duygusaldır, yakınlarını ve dostlarını hüzünlendirir. Bu sevindiricii güzel habere ben de duygusallaşmadım dersem yalan olur. Ben böylesi cezaevinden gelen selamı ikinci defa yaşıyorum hem de 36 yıl sonra.. 12 Eylül’den sonra Gölcük Güllübahçe Cezaevinden, TKP davasından üç yıl ceza almış bir yoldaşım eşi ile haber göndermişti; “selam söyle Mehmet Tıraş’a bu zor günler geçecek” diye. Aradan 36 yıl geçmesine rağmen, Türkiye’de fazla değişen bir şey olmamış; hattâ askerî darbeleri de aratır bir duruma geldiğimizi gösteren ülkenin önde gelen, uluslarası tanınan gazetecileri, yazarları, aydınları, kanaat önderleri ve seçilmiş siyasetçilerinin, belediye başkanları ve milletvekilerinin tutuklanması; beni 12 Eylül askerî darbe döneminde ağzı süt kokan çocukların asıldığı günlere götürdü.

Askerî darbeler döneminde cezaevlerine kitap, gazete, dergi gibi hiçbir yayın sokulmaz, kitap suç aleti görülür, düşünen insanlara terörist muamelesi gösterilirdi ama darbecilikle suçlanmazlardı. Askerî darbeler döneminde insanlar neyle suçlandıklarını bildikleri gibi, avukatlarıyla rahat görüşür, savunma hakları bu kadar kısıtlanmaz, tutuklu kişinin avukatı ile görüşmelerini cezaevi görevlisi tarafından dinlenmez, birinci derecedeki tüm yakınlarının ziyaret talepleri kabul edilirdi.

Dostlarım Mehmet ve Ahmet Altan, 10 Eylül 2016 tarihinde gözaltına alınmışlar, 22 Eylül 2016 tarihinde de tutuklanmışlardı. Tutukluluk gerekçelerine girmeyeceğim; Mehmet Altan’ın avukatı Ergin Cinmen’in tanımıyla, tutuklu değiller “tutuluyorlar”. Tabii, sadece Altan kardeşler değil, muhalif tüm gazeteciler, yazarlar ve siyasiler bu anlayışla cezaevlerinde tutuluyorlar ve bunun daha da artarak devam edeceği gözüküyor. Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler 10 günü emniyette gözaltı süresi olmak üzere, 62 gündür tutuklular.

Dostum Mehmet Altan’dan avukatı aracılığyla haber alınca çocuklar gibi sevindim, nasıl sevinmeyeyim, Mehmet Altan ile dostluğum neredeyse çeyrek asıra dayanıyor, tam 22 yıllık bir sürece tekabül ediyor. Mehmet Altan benim piyasada olan altı kitabımı da okumuş, ilk kitabıma önsöz, üçüncü kitabıma da kapak yazısı yazmış, yazarlık kariyerimde kendi tabiriyle sınıf atlamamda düşünsel katkı sağlamış, deneyimi ile beni “kurtlar sofrasından” korumuş bir dostumdur. Mehmet Altan ile haftada en az iki gün telefon trafiğimiz olurdu, ülke içinde ve dışındaki medyada ve siyasetteki gelişmeleri değerlendirir, yılda bir veya iki sefer de İstanbul’da buluşur yemek yerdik.

Bir anda Mehmet Altan’dan gelen selamla, aramızda geçen yılllar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. İlk kitabım 2003 yılının Ocak ayında piyasaya çıkmıştı, Mehmet Altan “gel bir öğle yemeği yiyelim ve kitabını kutlayalım” dedi. Mevsimlerden bahardı, hatırladığım kadarı ile aylardan Nisan olsa gerek. İstanbul’da Fenerbahçe’de bir et lokntasında buluştuk, beni onurlandıran övücü sözlerine girmeyeceğim, sıcak, keyif verici iki saate yakın bir yemek sohbetimiz oldu, sonra beni arabasıyla Kadıköy’e bıraktı, ben de yemek ve ilgisi için kendisine teşekkür edip İzmit’e döndüm.

Ben Mehmet Altan’dan gelen selamı heyecanla yazmaya başlamıştım ki, AB’nin Türkiye üzerine hazırladığı ilerleme raporu yayınlandı. AB’yi ve Türkiye’nin AB’ye üye olmasını Mehmet Altan çok önemserdi. AB’nin yıllık ilerleme raporları üzerinde durur, hakkında ayrı bir makale yazar, her televizyon programında kapsamlı olarak detaylarını ele alarak, her fasılı şöyle dursun, raporun satırlarını bile tartışmaya açar analizler yapardı.

Cumhuriyet Gazetesi 10 Kasım 2016 tarihli Sayısında AB’nin 2016 Türkiye İlerleme Raporunu “Gerileme Raporu” olarak veriyordu. Rapordan öne çıkan kısa başlıklar:

Yargı Ödevleri: “Yargının bağımsızlığını garanti edecek, yürütmenin yargı üzerindeki etkisini azaltacak şekilde HSYK Kanunu’un düzeltilmesi de dahil, tüm değişiklikler yapılmalı ve uygulanmalı. Yolsuzluk dosyalarında özellikle de üst düzeyler için araştırma, kovuşturma ve nihai mahkumiyetlerle ilgili bir kayıt dökümü oluşturulmalı. Temel haklara ve özgürlüklere özellikle de ifade, gösteri ve örgütlenme özgürlüğüne tam saygı gösterilmeli ve azınlıkların durumu iyileştirilmeli.” HSYK’ya ayrı bir başlık altında yer veriliyor. Yargıda büyük bir geriye gidiş olduğunu, yargıdan atılan sayının beşte bir olduğunu ve atılan hakim ve savcı sayısının 3 bin 390 olduğunu kayda geçiriliyor. “Siyasetin şeffaf olmadığını” yazıyor. “Darbe girişiminden sonra işkence ve kötü muamelenin, idamın gündeme gelmesiyle daha da arttığını, Güneydoğu’dan şikayetlerin hak ihlallerininin çoğaldığını” belirtiliyor. Yolsuzluk ve rüşvet, raporda önemli bir yer alıyor; Deniz Feneri davasında ve 17/25 Aralık’ta yolsuzluk ve rüşvetin üzerine gidilmediği söyleniyor. “Deniz Feneri davasında bakanların ve akrabalarının yolsuzluk iddiaları vardı. Hiçbiri cezalandırılmadı. Yolsuzluk nedeniyle verilen mahkumiyet kararlarında da sayısal olarak düşüş yaşandı. Yürütmenin yolsuzluk soruşturmalarına müdahale ettiği algısı yolsuzluk olduğu inancını artırdı” cümlelerine yer veriliyor. Darbe Kanıtları Belirsiz: “Uygulanan kriterler ve Gülen hareketiyle ilgili bulunan kanıtlar konusunda belirsizlik vardır” deniyor. HDP’ye ve muhalif medyaya getirilen yasakların kabul edilemeyeceğine işaret ediliyor. Rapor, “15 Temmuz’dan sonra Parlamentonun yasama gücünün sınırlandırıldığını, KHK’lerle Hükümet ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gücünün daha da arttığını, 15 Temmuz öncesine kadar cezaevlerinde 36 Gazeteci varken, bu sayının Ekim ayı sonunda 130’a ulaştığını” belirtiyor. HDP’li milletvekillerinin tutuklanmasının büyük bir endişe kaynağı olduğunu yazan rapo, “Kürt sorununun siyasi yolla çözümü tek yoldur” diyor.

Görüldüğü gibi, AB raporu Türkiye’nin acil bir demokratikleşme sorunu olduğunun tomografisini çekmiş. AB raporunda eksik gördüğümüz kamudan atılan ve hak mahrumiyeitne uğrayan 100 bin kişi hakkında ciddi bir cümlenin olmaması veya ben okuduklarımda rastlamadım.

Eğer Mehmet Altan dışarıda olsa idi, AB’nin İlerleme Raporunu mutlaka iğne oyası gibi yazı ile işler, bulunduğu her ortamda ipe boncuk dizer gibi de tane tane anlatırdı. AB raporunun ayrı bir yazı konusu olduğunu önemle belirtir, fasıl fasıl hattâ altı çizilerek okunmalı, sosyal medyada paylaşılmalı diyerek…

AB İlerleme, daha doğrusu “gerileme” Raporu bahsini burada keserek dostumun selamına dönüyorum.

Dosttan gelen selamı alır “başım gözüm üstüne” der, kendisine iyi bakmasını, en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşup, sevdikleriyle kucaklaşmasını dilerim.

Böylesi zor günlerde halkların geleceğini karartan, özgürlüklerini boğan, demokrasi ve hukuku yok sayanlara başkaldırarak ortaya çıkanlara ve bedelini ödeyenlere aydın deniliyor. Saygıdeğer dostum sen bunlardan birisin, seni en içten kalbi duygularımla selamlıyorum. Kendine iyi bak.

Mehmet Tıraş, 11 Kasım 2016.