Gönderen: Mazlum Çimen

Merhaba Ahmetcim,

Nerelerdesin yahuuuu… Tam da sohbeti kurduk diyordum ki, araya yakın bir uzaklık girdi.

Daha önce de olmuştu ama Allahtan o zaman ufaktım; çocuktum demiyorum bak 🙂 .

Önce Çetin amcayı tanımıştım, daha doğrusu Çetin amca bizi tanımıştı (biz çocuktuk o zaman, “çocuktuk” yazdım 🙂 ) . Zamanla gelmeleri sıklaştıktan sonra, biz size gelmiştik… Nişantaşı mı Teşvikiye mi orada bir yerde oturuyordunuz.. Veeeee ilk kez bir oyuncak tren görmüştüm!! Ve bayılmıştım keyiften, üstelik oynamama izin de vermişti Çetin amca. Kocaman bir trendi, yani alanı çok büyüktü, uzun rayları vardı, hattâ tünel bile hatırlıyorum. Çetin amca bir olaydı, efsaneydi benim için, hiçbir amca Çetin amca gibi değildi artık 🙂 .

Böyle tanışmış, dost olmuştuk Altanlarla. Sonra eve gelen sanatçı, aydın, entellektüel amcalar, abiler, teyzeler, ablaların yönlendirmesi ile konservatuar okudum, önce keman, sonra bale!  Şimdi emekli bir balet olarak hâlâ müzikle devam ediyorum.

O zamanlar tanıyordum ama bilmiyordum Çetin amcayı, lise dönemi daha bir algılamaya başladım etrafımı ve anladım ki tanımakla bilmek arasında ince bir çizgi var… Tabii, bu çizgi insana göre kalınlaşabiliyor 🙂 .

Daha sonra iki Altan daha çıktı ortaya! Çıkması sorun değil de, amaaaa Altan üç olmuştu ve bu üç Altan’a baktıkça kendimin, bizim ne kadar az okuduğumuzu düşünmeye başlamıştım kiii bu da beni sinir ediyordu aslında ve hâlâââ ediyor 🙂 Şaka degil üç Altan var karşında yahuuu…  Ha çok okumak her şeyi çözmeye, anlamaya da yetmiyor, bu anlama gelmez de. Bu arada laf da atıyorum ortaya 🙂 .

Sonra bir şey fark ettim ve rahatladım biraz Altanlara karşı.

Bir düşündüm, kalaycılıktan gelen âşık bir baba, kemandan gelen balet bir oğlan, piyanist bir torun: Âşık Nesimi Çimen, balet Mazlum Çimen, piyanist Saki Çimen… Nasıl 🙂 ! Bu da az buz bir iş degil hani 🙂 ! Aslında bizimki biraz daha devrim niteliginde size göre; gülüşünü görüyorum 🙂 …

Zaman maddeyi biçimlediğinden insanı da biçimliyor… Nasıl söz ama 🙂 !

Yıllar sonra Çetin amcayla buluştuk bir Nebil organizasyonunda, Kuruçeşme’de sanıyorum, rakı balık falan derken, dedim ki “Çetin amca, bize geldiniz, ben çocuktum, ufaktım, Kavacığa Nesimi’ye…” “Haa,” dedi “Dilber bacının evine!! Dilber Nesimi’den daha adamdır yahuu” dedi. Ben hemen “Ben Dilber’in oğluyum dedim.” Gülmeye başladı, bir şey dedi ama neyseee 🙂 .

Evet neyse… Şimdi havalar soğudu bayağı, yağmurluklar çıktı gibi, trafik aynı, daha da artıyor İstanbul trafiği, işte kalabalık da aynı, yalnız Beyoğlu eskisi gibi değil, kalabalık azalmış gibi, bayağı da mağaza kapandı diyorlar, geçen bir uğradım o mahşerî kalabalık yok gibi geldi bana da. Ama deniz aynı, Boğaz aynı, trafiği de aynı, bayağı kalabalık gemi geçişleri, martılar biraz azaldı mı ne bilmiyorum, hafta sonları Beşiktaş Balık Pazarı meyhaneleri aynı, hâlâ kalabalık, uğruyorum arada bir, iyi geliyor 🙂 . Beraber de gideriz sonra.

Ben hâlâ müziğin peşinden gidiyorum. Belli mi olur belki yakalarım o unutulmayacak tınıyı.. Çalışıyorum 🙂 .

Yıllar sonra ve birkaç yıl önce Körfez’de bir yemekte karşılaştığımızda, “Ne haber Mazlum, nerelerdesin yaaaa” demiştin… Kadim sıcaklık eksilmemişti, şimdi onun için bana söylediğin cümleyle başladım ben de mektubuma, nerelerdesin yahuuuuu 🙂 .

Dilerim mektubum aldığın, alacağın mektupların sonuncularından olur.

Yahu sen mi içerdesin, biz gerçekten dışarda mıyız kafam iyice karıştı!!

Ama net olan bir şey var; gülüşünü özledik…

Mazlum