Gönderen: Mahinur Bozbıyık

Sizi tanımadan sizin yazılarınızı okumadan; sizin görüşlerinizi aktarırken tanıdım sizi.

Yine bir gün erkek arkadaşımla Kürt – Türk (!) meseleleri hakkında konuşuyorduk. Ben bu konuya bir siyasi ideoloji olarak yahut bir etnik köken olarak bakmadım hiçbir zaman. Ben her zaman her koşulda empati kurmaktan yanayım. Bu durumda da öyle.

Dedim ki sevgilime: Düşünsene bu ülke tam tersi durumda olsaydı. Sen çoğunluktasın, ben azınlıktayım. Sen özgürsün, ben zulüm çekenim. Sen dilini konuşabiliyorsun, ben yasaklıyım. Sen rahatça dile getirebiliyorsun kimliğini, bense her zaman çekiniyorum acaba ne derler, acaba yargılarlar mı, acaba dışlanır mıyım diye. Sen ”Ne mutlu Kürdüm diyene” diye bağırabiliyorsun, ben Türk olduğumu bile dile getiremiyorum. Sen televizyonu açıp Kürtçe dizilerini programlarını izleyebiliyorsun, benim öyle bir seçeneğim yok. Sen ailenden okul yaşamına kadar Kürtçe biliyorsun bense okulda 7 yaşında öğrenmeye başlıyorum. Ve ikimizde aynı sınava giriyoruz çok âdilmiş gibi.

Ben bunları sayarken sevgilimin yüzünde gülümseme. Bitirince, ne oldu dedim. Çıkardı telefonunu cebinden sizin Milliyet‘te yazdığınız ”Atakürt” adlı yazınızı okuttu bana.

Dedim, bu işte, bunu dillendirmemiz lazım, bunu düşünmemiz lazım. Ahmet Altan bu yazısından sonra kovuldu ve yargılandı dedi. Şaşırmadım tabii ki.

Sonra sizi tanıdım, sizi araştırdım, sizi okudum. Sevgilim vasıtasıyla sizi, sizin vasıtanızla da Mehmet Altan’ı, Levent Gültekin’i, Hayko Bağdat’ı ve daha bir çok güzel insanı tanıdım. Adalet ne zaman yerini bulur ya da bulur mu ondan da emin değilim ama sizin, sizlerin kendi adaletiniz, düşünceleriniz, bakış açılarınız hep olmalı şu kara günlerde.

Hep olmalı ve hep var olmalısınız.

Mahinur Bozbıyık