Gönderen: Jamie Byng


Dear Ahmet,

This letter is shorter than I wanted it to be. But this is no reflection of the amount of time I’ve been thinking about you this past month and a half. Or how saddened I am by the brutal treatment you have been meted. The unlawful and inhumane imprisonment of anyone is something that sickens me.

When this happens to a friend it is all the more upsetting. And when it happens to someone who cares passionately about the freedom of the individual and has been committed to challenging anyone who denies that most basic of human rights, then somehow it feels all the more wrong. But whoever the person, it is wrong.

Just last month another wonderful writer we publish at Canongate, the Mauritanian writer Mohamedou Ould Slahi, was finally released from the prison in Guantanamo where he had been held without trial and without charge for over fourteen years. Like you, he has been an inspiration to many people by the manner in which he has handled his imprisonment. Like you he is someone who used (and will continue to use) the written word to remarkable effect and with enormous skill. I’m glad to say that he is now back home with his family in Mauritania.

And just last weekend I heard the great American singer and writer Patti Smith perform Oscar Wilde’s De Profundis in the chapel at Reading Gaol. I had never read this extraordinary letter that Wilde wrote whilst imprisoned in Reading Gaol for reasons that we can only look back on now with disbelief and anger. But its power, 119 years on, has in no way diminished. It is a stark reminder of the shocking ability of humans to condemn others for no justifiable reason but equally it is a permanent reminder of the ability of language to connect people across time and place.

Next month I am co-producing another one of our Letters Live shows in the chapel at Brixton prison.

At these shows we get great performers to read memorable letters, letters often written by notable people long dead. But sometimes we feature letters that have been written more recently. At the last Letters Live, the closing night of our run of five shows at the Freemasons’ Hall in Covent Garden, my seven year old son Nathaniel read a letter written recently by this six year old boy called Alex to President Barack Obama. It was immensely powerful and it highlighted the terrible way we judge and treat refugees – as Obama said in response to this letter, “We can all learn from Alex.”

Maybe you could write a letter that we could get someone to read at the Brixton prison event on the 14th December? It needn’t be long. We are putting on this event in partnership with National Prison Radio and it is going to be streamed live into every prison in the UK.

Dylan’s I Shall be Released is one of the those songs that I find often playing through my brain for no apparent reason. I am thinking of it now as I bring this letter to a close. I’m also reminded of Anna de Noailles’ line, “It’s at midnight that one has to believe in the sun.”

Please keep believing in the sun. And stay strong. I want to come and see you in Istanbul again soon. That trip was one of the happiest and most enjoyable weekends of my year. And meeting you was one of the reasons it was so.

Send my best to your brother Mehmet.

Your friend and publisher
Jamie

 

Sevgili Ahmet,

Bu mektup istediğimden daha kısa. Ama kısa olması ne son bir buçuk aydır seni düşündüğüm zamanların ne de sana reva görülen bu zalim uygulamanın bana verdiği kederin ölçüsünü yansıtıyor. Herhangi birinin insanlık dışı ve hukuksuz biçimde hapsedilmesine tahammül edemiyorum.

Bu bir arkadaşının başına geldiğinde daha da üzücü. Bireyin özgürlüğünü tutkuyla benimsemiş ve bu en temel insan hakkını inkâr eden herkese karşı çıkmaya kendini adamış birinin başına geldiğinde ise, nedense büsbütün yanlış geliyor insana. Ama kim söz konusu olursa olsun, yapılan yanlış.

Daha geçtiğimiz ay bizim Canongate’de bastığımız bir başka harika yazar, Moritanyalı Mohamedou Ould Slahi yargılanmaksızın ve hakkında iddianame yazılmaksızın on dört yılı aşkın bir süredir tutulduğu Guantanamo cezaevinden nihayet salıverildi. Senin gibi o da mahpusluğu sırasındaki tavrıyla birçok insan için esin kaynağı oldu. Senin gibi o da yazılı sözü olağanüstü etkili biçimde ve muazzam bir yetenekle kullanmış (ve kullanmaya devam edecek olan) biri. Şimdi Moritanya’da ailesiyle birlikte olduğunu haber vermekten memnunum.

Ve daha geçtiğimiz hafta sonu büyük Amerikalı şarkıcı ve yazar Patti Smith’i Reading Zindanı’ndaki şapelde Oscar Wilde’ın De Profundis’ini okurken dinledim. Wilde’ın şimdilerde ancak inanamayarak ve öfkelenerek andığımız nedenlerden ötürü Reading Zindanı’nda mahpusken yazdığı bu olağanüstü mektubu hiç okumamıştım. Ama 119 yıl sonra etkisinden hiçbir şey kaybetmemiş. İnsanların başkalarını hiçbir makul gerekçe olmaksızın mahkûm edebilme konusundaki hayret verici becerisini bize en çıplak biçimde hatırlatan bu mektup, aynı zamanda dilin insanları zamanı ve mekânı aşarak birleştirme yeteneğinin de kalıcı bir örneği.

Gelecek ay, Brixton Cezaevi’ndeki şapelde bizim ”Letters Live” (Canlı Mektuplar) gösterilerimizden birinin daha yapımcılığını üstleniyorum. Bu gösterilerde harika yorumculara, çoğu uzun zaman önce ölmüş değerli insanların yazdığı hatırlanmaya değer mektupları okutuyoruz. Ama bazen de daha yakın geçmişte yazılmış mektuplara yer veriyoruz.

Son ”Letters Live”da, Covent Garden’daki Freemasons’ Hall’da beş gece sahnelenen şovumuzun kapanış gecesinde Alex adlı altı yaşındaki bir oğlanın kısa bir süre önce Başkan Barack Obama’ya yazdığı mektubu, yedi yaşındaki oğlum Nathaniel okudu. Muazzam etkileyiciydi ve mültecilere yönelik korkunç hüküm ve davranışlarımızı gözler önüne serdi. Obama’nın bu mektuba cevaben söylediği gibi, ”Hepimizin Alex’den öğreneceği şeyler var.” Belki sen de 14 Aralık’ta Brixton Cezaevi’ndeki etkinliğimizde birinin okuması için bir mektup yazabilirsin. Uzun olması gerekmez. Bu etkinliği Ulusal Cezaevi Radyosu ile ortak gerçekleştiriyoruz ve Birleşik Krallık’taki bütün cezaevlerinde canlı olarak izlenebilecek.

Dylan’ın ”I Shall be Released” (Salıverileceğim) şarkısı hiçbir bariz nedeni olmaksızın beynimde sık sık çalıp duran şarkılardan biridir. Şimdi bu mektubun sonuna gelirken de bu şarkıyı düşünüyorum. Aynı zamanda, Anna de Noailles’in o cümlesini hatırlıyorum: “İnsanın güneşe inanması gereken zaman geceyarısıdır.’’

Lütfen güneşe inanmaya devam et. Güçlü ol. Yakında yine İstanbul’a gelip seni görmek istiyorum. O seyahat senenin en mutlu ve en keyifli haftasonlarından biriydi. Ve öyle olmasının nedenlerinden biri de seninle tanışmaktı.

Kardeşin Mehmet’e en iyi dileklerimi ilet.

Arkadaşın ve yayıncın Jamie