Gönderen: İbrahim Halil Yaşar

Edebiyat ormanının koca bir çınarı iki yıl önce toprağa devrilmişti. Bu ormandan yetişecek yeni fidelere adeta gübre olmuştu. Toprağın bağrını zenginleştirmeden önce yanında yetiştirdiği, kendi kökünden iki genç çınar ağacını da yetim bırakmıştı. Fakat bu gençler koca çınarın genini taşıdıklarından, kulaklarında sürekli “enseyi karartmayın” rüzgarları estiğinden yetimlik badiresini zorlanmadan atlattılar. Ancak önlerine hayatlarının en büyük sınavı çıktı, koca çınarın ömrü boyunca dövüştüğü, “Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan” demesine sebep olan bir Leviathan çıktı.

Bu canavardan korkmayan genç çınarlar, koca çınarın yolundan giderek Leviathan’la dövüştüler. Ne yazık ki genç çınarlar da zindanlara atıldı koca çınar gibi. Koca çınarın onlara öğrettiği edebiyat sihrini kullanarak esasında bu durumu da bertaraf ettiler. Duvarın arkasında yaşama, Yedikule zindanlarına da tıkılsa dışarıdaki dünyada yaşama sihriydi bu. Zaten özgür ruhlu çınarlar için esaret, esir ruhlu zavallılar için de hürriyet düşünülemezdi. Bu ve benzeri olaylar genç çınarların, koca çınar olma süreçleridir.

Koca çınarın dediği gibi “Hayallerinizden, ümitlerinizden, mücadelenizden vazgeçmeyin. Amacınıza ulaşamazsanız da, bu amacı gelecek kuşaklara devretseniz de, kozmosla son hesaplaşmanızda, ‘daha iyi bir dünya için biz de fena mücadele etmedik’ diyebilirsiniz. Bu da az şey değildir. Buruk da olsa, yorgun gözlerinizde bir tebessüm yaratır. O tebessümlerin çoğalması da elbet bir gün kurtarır bu ülkeyi. Enseyi karartmayın.”

Eğer bu minval üzere olursanız toprağa iki koca çınar olarak düşeceğinizin müjdesini önceden vereyim.

İbrahim Halil Yaşar