Gönderen: Dorşin Zana

(Bu mektup Ahmet Altan’a gönderilmiştir.)

Gökyüzünde beyaz bulutlar geçiyor. Şu anda Beyazıt’ta İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde genç bir kadın; sizi, kitaplarınızı, mücadelenizi, yalnızlığınızı, Anadolu Adliyesi önünde açıklama yaparkenki “Ben bu yolları çok geçtim”deki emin duruşunuzu düşünüyor.

İktisat Fakültesi önünde kocaman gövdeli bir ağaç var, o kocaman gövdesinden ikimizin de o ağacı gördüğünü tahmin edebiliyoruz. Bir zamanlar sizi karşılayan ağaç, bugün beni karşılıyor okula gelişte… Bir ağaç birbirini tanımayan iki kişi için ortak nokta olabilir mesela. Ben okula ilk adım attığımda o ağaca bakıp sizi düşünmüştüm.

“Atakürt” yazınız geliyor aklıma, muhtemel sonuçlarını bile bile bu yazıyı yazmanız, sonuçlarını tavır değiştirmeden göğüslemeniz, okuyan her Kürt’ün yüreğinde anlaşılmış olunmaya dair mutluluk yaratmanız… Düşünsenize yazdığınız bir yazıyla binlerce insanın sesi olduğunuzu…

“Affedememek” yazınız hep benimle, her düştüğümde beni kaldırsın diye. “Bazen çocukluk hayallerimi gerçekleştiremeyeceğimden, başarısız olacağımdan o kadar çok korkardım ki, çalışma masasının başında öfkeyle ağlardım.” Bu sizin cümleniz, kimse bana bu kadar samimi bir cümle kurmamıştı, bu cümle benim umudum şimdi.

Şimdi ortada saçma ötesi durumlar var, hukukla bağdaştırılamayacak durumlar yaşıyorsunuz. Aslında bunu yazanlar da yazdıkları şeyin elle tutulur tarafı olmadığının farkındalar, en azından farkında olmaları gerekiyor, diğer türlü hukukçu sıfatınının bir karşılığı olmayacak.

Yaşanan bu olumsuz, haksız süreç elbet bitecek. Tarih herkesin sıfatını yeniden ortaya koyacak. Geriye mücadele tarihinde adı geçen bir edebiyatçı kalacak. Bu yüzden siz o güzel yüreğinizi ferah tutun…

Dorşin Zana