Gönderen: Cumali Uyan

Sevgili Altanlar,

Mektubu ikinize birden yazıyorum.

Babanız Çetin Altan bu ülkenin en şerefli, demokrat ve aydın bir insanı idi. Sizler de O’na layık birer evladı oldunuz ve onur ve haysiyetinizle tepeden inme bütün baskılara, zorbalıklara ve haksızlıklara karşı ezilen insanlardan yana göğüs gerdiniz.

Batılı demokratik ülkelerde yaşasaydınız sizlere reva görülen bu haksızlıklarla karşılaşmazdınız, buradaki devletlerin desteğini alırdınız hep. İkinizle de bizzat görüşüp tanışmayı çok arzu ederdim ama, bir türlü denk gelmedi, fırsatını bulamadım.

Ama babanız Çetin Altan’ı 67 veya 68’li yıllarda İstanbul’da Akşam gazetesindeki çalışma bürosunda ziyaret etmiş ve biraz sohbet etme fırsatını bulmuştum. Ankara’da birçok konferanslarına dinleyici olarak katılmıştım. O büyük insan hakkında da bir zamanlar istenen hapis cezaları toplamı 400 yıl kadar olduğunu biliyordum.

Köşe yazılarını okuyamadan adeta hasta oluyordum. Ondan aldığım ilhamla kendi memleketim Malatya’da 1977 – 1980 yılları arasında günlük bir yerel gazete olan Doğu Ekspres’i çıkarıyordum. Yazılarımla Malatya’da 1978 yılında MİT desteğiyle işlenen iki cinayet olayını ortaya çıkarıp ispatladım.

Katil diye tutuklanan genç solcu bir öğretmen ve güya ismen tespit edilen ikinci bir cinayet sanığının peşini bırakmak zorunda kaldılar ve gerçek ülkücü katilleri yakalayıp yargılamak zorunda kaldılar. Çünkü o zamanın MİT ve Emniyetine göre bütün huzursuzluk kaynağı solculardı. Öldürülenler solcu, katiller de solcu. Aralarındaki fark, Maocu veya Leninci (!) olmalarıymış. Her birine 24’er yıl hapis cezası verildi. O katillerden biri 12 yıl kadar yatıp çıktı ve bir dönem Malatya MHP’den milletvekili seçildi.

Bu sadece bir tane örnek bir olay. Buna benzer daha başka da bir sürü olaylar ve maceralar yaşadım. O zaman ülkücülerin bombalı bir suikastına kurban giden Malatya belediye başkanı Hamido olayından birkaç ay sonra bana da faili meçhul bir cinayet tuzağı kuruldu. Bana tanımadığım biri tarafından sıkılan beş kurşunla ağır yaralandım, ölüme kıl payı teğet geçtim.

1979 yılı sonunda gazete tesislerimi kapatarak Almanya’ya geldim ve buraya yerleştim. Şans eseri faşist Evren diktatörlüğünde memlekette değildim. Yoksa temelli cılkımızı çıkarırlardı.

Almanya’da da çalışmakta iken hafta sonlarımı, akşam mesai sonrası zamanlarımı heder ederek Türkiyeli işyerlerinden alacağım reklamlarla finanse edilen haftalık bir gazete çıkarmaya başladım. Beni o zaman şehir yönetimine sosyal demokrat olarak gammazlamışlar. Mannheim şehir yönetimi de sosyal demokratların iktidarında olduğu için yabancılar sorumlusu olan daire başkanı benimle tanışmak üzere bürosuna çağırdı ve Türkiye CHP’si üyesi olup olmadığımı sordu. ”Hayır” dedim. “Zararı yok onlara siyasi yönden yakınsan maddi veya manevi bazı desteklerde bulunacağım” demişti.

Sonra yaptığım gazetecilik işini fahri bir görev olarak formüle etti ve aldığım reklamlar baskı ve diğer masrafını çıkaramıyorsa gerisini onlar takviye ederek ödedi. Sonuçta ne kâr ne de zarar edecek şekilde sürdürdüm iki yıl kadar o işi.

Buralarda biz yabancıların kültürel haklarını değil engellemek, nasıl desteklediklerini bizzat yaşayarak gördüm.

İkinize de geçmiş olsun dileklerimle selam ve sevgiler.
Cumali Uyan