Gönderen: Cem Özdemir

Sevgili Ahmet Bey,

Sevgili Mehmet Bey,

Öğrencilik yıllarım ve kısa sayılmayacak politik yaşamımın bir parçası oldu Altan ismi. Biliyorsunuz “Çetin” ile anlam kazanan bir kelime bu ve Türkiye yakın tarihi ile iç içe. Benim için de önemli. Ama Ahmet ve Mehmet Altan benim neslim için belki daha belirleyici oldu. Sadece son yılların Türkiye basını, demokrasi mücadelesinin bir parçası, simgesi olduğu için değil. Zevkle okuduğum yazılarınızda, Türkiye’nin, Osmanlı tarihinin, sosyal yaşamının, tutku, acı, düşünce ve his dünyasının resme dönüşen mozaiklerini gördüğüm için.

Çetin Altan gibi benim için de bundan birkaç yıl öncesine kadar Avrupalıların “model” terimini kullandığı Türkiye gurur kaynağı idi. Demokrasinin giderek güçlendiği, işkence haberlerinin gelmediği, renkli bir basın ve ilginç bir sosyal medyanın serpildiği, iç barış arayışında, darbeler tarihini geride bırakmış, AB yolunda bir Türkiye.

Siz anlayabiliyor musunuz bilmiyorum, ama ben “Türkiye nereye gidiyor?” sorusu sorulduğunda oldukça zorlanıyorum. Son bir yıl içerisinde iki seçim, bir hükümet krizi, bir darbe girişimi ile derin siyasi kriz sürecinde bir Türkiye görüyorum. Basının susturulduğu, yasaklandığı, gazetecilerin işten atıldığı, tutuklandığı, bir kez daha düşüncenin suç sayıldığı bir ülke. Kaygı, evet utanç duygusu ile izlediğim bir ülke artık. Bugünün Türkiye’sinde sizlerin tutuklu olması bir bakıma eşyanın tabiatı gibi bir olgu. Üzücü.

Tekrar yazabilmeniz, keskin eleştirilerinizi okuyabildiğim, boğazda sizlerle kadeh tokuşturduğum günler, demokrasinin, hürriyetlerin, adaletin, kardeşliğin etkin olduğu için de simge olacak. Umarım bu günler uzun sürmez.

Yakında görüşmek umudu ile.

Cem Özdemir, Yeşiller Partisi Eş-Başkanı

Berlin, 24 Ekim 2016