Gönderen: Banu Örenk

Sevgili iki insancık,
Sevgili Ahmet Altan,

Romancılığa verdiğiniz ara sizin için bir kayıp olarak görünse bile aslında karakterleri nefes alan ve sizden bağımsız düşünen başka bir roman yazmaya başladınız. Beni ve belki de benim gibileri yazıp oluşturmaya başladınız. Farkında olarak veya olmayarak bugüne kadar açlığında olduğum bir düşünceyi bana tepside ikram ettiniz.

Bugün Michel Foucault’nun Doğruyu Söylemek eseriyle uyandım. Parrhesia sözcüğü ile tanıştım. Pan (her şey) ve rhema (söylenen): her şeyi söylemek. Aklındaki her şeyi söylemek. Parrhesia kullanan kişi, yani parrhesiastes aklındaki her şeyi söyleyen kişidir: hiçbir şey saklamaz, kalbini ve zihnini konuşma yoluyla başkalarına açar. Parrhesia’da söz konusu olan bir taahhüt vardır. Bu taahhüt belirli bir toplumsal konuma, konuşmacıyla dinleyiciler arasındaki bir statü farklılığına, parrhesiastes’in kendisi için tehlike arz eden, dolayısıyla da belli bir risk içeren bir şey söylemesine vb.ne bağlıdır… diye açıklar Foucault. Ve Parrhesia üzerine açılımlara girer.

Ben siz iki kardeşin açılımında parrhesia’nın eyleme dökülmüş ve ne olursa olsun dürüstlük temelinde eyleme dökülmüş haliyle tanıştım. Çetin Bey, 300 küsurat mahkemenin koridorlarında öyle bir duruş sergilemiş ki bu ülke hâlâ o duruşun yüzlerce yıl değil, binlerce ahlâk gerisinde ve hâlen evlatlarını bu ahlâksızlıkta heba ederken varolan acıların sebebi olarak kendini tanımada hâlâ başarısız. Ve daha nice acılar üretmede ısrarlı.

Doğruyu söylemek ve her ne bedelde olursa olsun doğruyu söylemek herkes için mümkün görünmediği gibi, doğruyu görmeyi ve her koşulda doğruyu görmeyi de çoğu insanın başaramadığı ve gerekli empati ve bilgi yoksunluğunu da fark edemeden dolanıp durduğu bir dünyada doğruya doğru ve eğriye eğri demek ve bunu gazetelerle dünyaya ilan etmek ve bunu yaparken dürüstlük harici hiçbir ön koşul tanımamak. Ve kendisini anlayamayacak bir topluma karşı dürüstçe bildiklerini düşündüklerini yazmayı görev saymak. Ve bunun uğruna romanlarından ayrı kalmak. Gazete maliyetinin rakamlarıyla ve gündemin belirlediği yazılarla boğuşmak.

Kitaptan küçük bir alıntıyla bitirmek makbul olacak sanırım: “Dahası eğer vatandaşlar Parrhesia’yı kullanamazlarsa, hükümdarın iktidarına karşı koyamazlar. Ve eleştiri hakkı olmazsa, bir hükümdar tarafından kullanılan iktidarın sınırı olmaz. Böylesi bir sınırsız iktidar, Iokaste tarafından ‘delilerle deliliklerinde buluşmak’ şeklinde nitelenir. Zira sınırsız iktidar delilikle doğrudan bağlantılıdır. İktidarını kullanan insan, ancak onu eleştirmek ve böylece iktidarına ve emirlerine bir sınır koymak üzere Parrhesia kullanan biri varsa bilge olabilir.”

Sevgi ve saygılarımla.

Banu Örenk