Gönderen: Esma Yıldırım

Çok kıymetli Altan kardeşler,

Değerli Hocalarım,

Bu e-mail adresini az evvel twitter marifetiyle aldım ve o heyecan ve mutlulukla derhal size yazmaya başladım. Bir kere hemen şunu söylememe izin verin: Çok seviliyorsunuz ve asla yalnız değilsiniz! Siz içerde, biz bazımız ülke içinde, aralarında benim de bulunduğum pek çok kişi de ülke dışında bu çileli günlerin bitmesini bekliyor, dört gözle özgür sabahlara, aydınlık yarınlara ulaşacağımız günleri bekliyoruz.

Değerli büyüklerim,

Adlarına Y kuşağı denmiş bir kuşağın içinden gelen ben ve benim gibiler “enseyi karartmayın” sözünün ne demek olduğunu rahmetli babanızın enfes yazılarından öğrenme şansına sahip olan imtiyazlılar zümresindeniz. Bir ömrü aydınlık, daha uygar, daha demokratik, daha kardeşçe yaşanılası bir Türkiye uğruna vermiş insanların her şeye rağmen, yaşadıkları onlarca zorluğa inat yaşantılarının son saniyelerinde dahi hiçbir zaman pişman olmadıklarını, dahası ümitlerini asla kaybetmediklerini görmek zor zamanlarda yakınmaktan bizi hicap ettirdiği gibi bugünlerin geçeceğine dair ümidimizi de yemyeşil tutmaya devam etti. Tam da bu nedenle elimde olmadan “ah diyor” başka bir şey yapamayışıma kahrediyorsam da, sırf fikir işçilerinin çileli ömürlerinin aziz hatıralarına saygısızlık etmemek adına hicranımı içime gömüyor, acımı ve öfkemi yutkunuyorum…

Kıymetli Hocalarım,

Ben ve arkadaşlarım 28 Şubat sürecinde yaşadığımız baskılar nedeniyle Türkiyeden ayrılmaya karar vermiş bir grup akademisyendik. Şimdilerde onların neredeyse tamamı maalesef dünün mağdurlarından bugünün mağrurlarına evrildi, hak ve hakikati nerede ve ne şart altında olursa olsun kaldıracağımıza dair ahdimiz ise hamasi bir lakırdı olarak kalakaldı… Bugün içimi kanatan meselelerin biri de en çok da “bu mahallenin” çocuklarının bu denli başkalaşması, adalet duygusundan bu kadar yoksun oluşları. Umuyorum ve diliyorum ki susmuş vicdanlar yapılan bunca haksızlık karşısında en sonunda dile gelecek ve bu zulmün karanlığını tüm Türkiye halkları olarak yeneceğiz.

Kıymetli Ahmet Altan,

Yıllar evvel bir sabah, biri ultra kemalist bir ailenin çocuğu saf kan beyaz Türk bir arkadaşım, bir diğeri fakir bir ailenin anarşist ruhlu çocuğu ama dindar bir başka arkadaşım, ve bir adet saftirik ben olmak üzere üç arkadaş hayatımız boyunca iftihar edeceğimiz işlerden birini yapacak, facebookta bir Taraf gazetesi fan page kuracaktık 🙂 Kendimiz kadar belki de daha çok bu gazeteye, sizlere güveniyor; ardı ardına Türkiyenin yarınlarını aydınlatacak, çocuklarımız için hayalini kurduğumuz güzel ülkenin inşasına giden yolu açacak haberlerinizi, araştırma dosyalarınızı takip ediyor; deli gibi seviniyorduk. Aradığımızı bulmuştuk: Düşünmek Taraf olmaktı! ve biz Tarafımızı seçmiştik…

Şimdi çok değil, şurda birkaç sene öncesinin cesur ve inançlı güzel çocuklarına bakıyor, onları anılarımda usulca okşuyor ve seviyorum! 🙂 Birbirlerine anlattıkları öyküler esnasında parıldayan gözlerine bakıp bakıp nemlenen gözlerime hâkim olamıyorum! Onlara, aceleyle ve heyecan icinde koştukları bu yolun sonunda maalesef beklemedikleri kadar kötü bir Türkiyenin, yepyeni vesayetlerin kıskacında, baskılar ve işkenceler içinde, herkesin birbirinden daha fazla nefret ettiği, uçurumların daha bir derin açıldığı bir ülkenin olduğunu söylemeye dilim varmıyor…

Sizlere bu satırları Avrupanın kalbinden, Brükselden yazıyorum. Avrupa Parlementosu belki onlarca metre yakınımdayken… Olan biteni “kaygıyla izliyoruz” demekten başka bir yaramıza merhem olamayan demokrasinin temsilcileri Batı dünyasının karar mercilerinin orta yerindeyken… Yalnız ve bahtsız ülkemin hiç olmadığı kadar tek başına bırakıldığı bir dönemi “kaygıyla izlediğim” kopkoyu karanlık bir zamanda yazıyorum. Bunca karanlığa rağmen yine de enseyi karartmamaya dair mantramı dilimden ve yüreğimden eksik etmemeye çalışıyorum.

Onca karanlığa rağmen enseyi karartmamamın bir başka nedeni daha var. Benim inancıma göre, İbrahimî dinlerin tamamına göre, hapishane/zindan iftiraya kurban gitmişlerin, haksız yere dönemin firavunu tarafından tecrit edilmişlerin tutsak edildikleri, Hz Yusuf’un takipçilerinin çilehanesi ve medresesidir. Bu yüzdendir ki medrese-i Yusufiyye diye anılır ve Hz Yusuf gibi sonunda sabır ve gayret ile madurun Mısır’a sultan olması beklenir. Sizler bu dönemin Yusuflarısınız ve Firavunların saltanatının yıkılması Allah’ın inananlara, birbirlerine hayrı ve sabrı tavsiye edenlerine bir vaadidir. Bu inançla doğacak müjdeci şafakları hasretle bekliyorum.

Bilmiyorum sizin dinleme şansınız olabilir mi ama yine de size çok sevdiğim bir Sezen şarkısıyla “şimdilik” hoşcakalın demek istiyorum.

Sizlere ve tüm Yusuflara hasret ve muhabbetle,

Esma YILDIRIM